Berkay, kardeşi Mira ve en yakın arkadaşları Deniz, yaz tatilinin son günlerini mahallede yeni keşfettikleri gizemli köşkü inceleyerek geçirmeye karar vermişlerdi. Mahallenin büyükleri, “O ev perili! İçeriden garip kahkahalar duyuluyor,” diye uyarıda bulunsalar da macera heyecanı çocukların içini gıcıklıyor, bir yandan da hafif bir korku veriyordu. Köşkün önündeki demir kapı küf tutmuş, bahçesindeki kurumuş ağaçlar ise ürpertici bir manzara çiziyordu.
Üç arkadaş, parmaklarının ucunda sessizce kapıya yaklaştı. Kapı eski bir rüzgâr gülü gibi gıcırdadı. İlk önce içeri girme cesaretini Berkay gösterdi; çünkü her ne kadar korksa da merakının önüne geçemiyordu. Mira, ağabeyini kolundan tutarak takip etti, Deniz ise “Arkadaşlar, bekleyin beni!” diye seslenerek peşlerine takıldı. Koridorun hemen girişinde büyük bir ayna vardı ve aynada kendi yansımalarını gördüklerinde küçük bir çığlık atıp birbirlerine sarıldılar. Ama o heyecanlı anın ardından aynada onlardan başka kimse yoktu. Yine de kalpleri pır pır atıyordu.
Köşkün içi loş ve tozluydu. Öyle ki her adımda, çocukların burnunu kaşındıran ince bir toz bulutu havaya kalkıyor, karanlık odalarda yansıyan ışık huzmeleri tuhaf gölgeler oluşturuyordu. Salonun ortasında devasa, kırmızı kadife kaplı bir koltuk ve etrafında devrik abajurlar bulunuyordu. Tam “Burada kimse yaşamıyor mu acaba?” diye fısıldaşırken tavan arasından bir gürültü duyuldu. Sanki birisi elindeki kalem kutusunu düşürmüş gibi çınlayan bir ses… Berkay’ın gözleri iri iri açıldı. Mira, “Hadi gidelim,” dedi titrek bir sesle. Deniz ise “Durun, belki sadece rüzgârdır,” diye cesaret vermeye çalıştı.
Merdivenleri çıkmaya karar verdiklerinde, eski ahşap basamaklar içlerinden biri “Aay!” diyecek kadar gıcırdadı. Her gıcırtıda korku ve komedi aynı anda yaşanıyordu; çünkü bir yandan çok ürperiyor, diğer yandan da başlarına gelecek tuhaflıkları merak ediyorlardı. Üst katta uzun bir koridor uzanıyordu ve tam ortasındaki odanın kapısı yarı açıktı. Berkay duvarlara tutuna tutuna ilerledi, Mira ve Deniz ise onun arkasına saklanarak yavaşça odaya girdi.
Odadaki masada çeşitli eski eşyalar ve kalın, tozlu bir kitap duruyordu. Kitabın kapağında “Sihirli Gülüşler” yazıyordu. Mira merakla kitabı açtı. İçinde garip çizimler ve notlar vardı: “Bu evde yaşayan ruh, bazen kahkaha atıp saklanır. Korkuyla beslenir ama neşeli kahkahaları daha çok sever…” Tam bu satırı okurken, odayı çınlatan bir gülme sesi duyuldu. Üçlü, bir anda sıçrayarak birbirine sarıldı. Sonra, kulaklarında yankılanan kahkahanın aslında çok da korkutucu olmadığını fark ettiler. Daha çok komik bir palyaço gülüşüne benziyordu.
“Merhaba!” diye bir ses duyuldu. Karşılarında soluk benizli, kocaman gözlü, sevimli bir hayalet belirdi. “Size zarar vermek istemiyorum, ama şu tozlu evde çok sıkılıyorum. Arada bir korku şakaları yapıyorum ki biraz eğlence olsun!” Berkay çekingen bir sesle, “Neden kahkaha?” diye sordu. Hayalet, “Ben ancak komik şeylerle güçlenebiliyorum. İnsanlar çok korktuğunda komiklik yapıp her şeyi yumuşatmayı seviyorum,” diye yanıtladı. Mira gülümseyerek, “Peki bu evi neden terk etmiyorsun?” dedi. Hayalet iç çekti: “Burası benim evim. Ama yıllardır kimse gelmediği için yalnız hissediyorum.”
Deniz, “Gel bizimle, mahallede sana arkadaşlar buluruz!” dese de hayaletin bu köşke bağlı olduğu açıktı. Çocuklar, her şeyi anladıktan sonra hem şaşırmış hem de rahatlamıştı. “Sana daha sık uğrarız ve birlikte güleriz,” diyerek hayalete söz verdiler. Böylece perili köşk, korku ve kahkaha dolu bir macera mekânı olmaktan çıkıp, beklenmedik bir arkadaşlık yuvasına dönüşüverdi. Köşkten ayrılırken kalplerinde hem gıdıklayan bir heyecan hem de sıcacık bir mutluluk vardı.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.